Son gün
Sabah seçmeleri yine aynı tempoda geçti. Akşam
seansı 16’da başladı. Başkan Aydın Karakuzu şeref locasında
oturuyordu. TRT spikeri Levent Özçelik locanın ön tarafına
konulan masada ve yanında büyük bir vantilatör eşliğinde
yarışmayı sunuyordu.
Özçelik’in bıkmadan, usanmadan ve büyük bir
sabır ile yaptığı anlatım, gerçek takdire şayandı. “Bravo valla”
dedik. Her yarışı ayrı bir heyecan içinde anlattı. Bu arada
Genel Müdür Mehmet Atalay ile 15 dakikalık bir canlı yayın
röportajı yaptı. Bunun 5 dakikasının Bedensel Engellilere
ayrılması dikkat çekiciydi.
Bugün de ilginç gözlemlerimiz oldu.
Hani birkaç gündür bizi üzen ve dün kaleme
aldığımız “milli marşlarda ayağa kalkmama” olayını bugün de
yaşadık. “PES” doğrusu dedik. Ve bu duyarsızlığın birileri
tarafından ele alınması gerektiğine inandık. İsmini
vermeyeceğimiz ülkenin çocuklarını resimledik. Eğer bu resimler
istenirse önce yayınlayıp sonra ilgililere teslim edeceğimizi
bildiririz.
Göndere çekilen bayraklar arasında 2 tane Türk
bayrağı vardı. Ancak, bizim çocuklar kürsüye çıkarken bir
tanesini aldıkları için, bir ara kriz yaşandı. Çünkü 400 m.
serbestte 2 sporcumuzdan biri 2nci biri de3 ncü olunca işler
karıştı. Bir anda koşuşturma oldu ve yanımıza gelen bir hakem
“çantanızı açın sizde vardır” dedi.” Ne arıyorsunuz?” dedik.”
Bayrak yok bayrak hemen bulun” dedi. Tam bir filmlik olay
yaşanırken, tribünlerden atılan bir bayrak, hemen kürsüye
yetiştirildi ve derin bir oh çekildi.
Şeref kürsüsünün üzerinde numara olmaması
önceleri yadırgandı. Ancak sonradan herkes alıştı.
Bazı antrenörler, karışık yüzme sırasında düdük
ve korna ile tempo verdiler.” Kulaklarınız çınlasın” diyeceğimiz
bazı hakemlerimiz de oradaydı ve hiçbir müdahalede bulanmadılar.
Türkiye Şampiyonasında atış serbest galiba diye düşündük.
200 m. kurbağalama yarışında bütün endokrin
bezlerini devreye sokup son gücünü kullanan Timur Dellaloğlu,
son 50 metrede dehşet bir atak yaptı. Timur, rakibi bir kez suya
dalıp çıkarken, o bu süre içinde 2 kere dalıp çıktı ve hızlandı.
Ve ikinci oldu. Bu arada karnesinde hiç 3 olmadığını
öğrendiğimiz Timur, çok büyük bir jest yaptı. Şeref kürsüsüne
2nci olarak çıkan Timur, kendisine madalya takmak üzere kürsüye
gelen Asbaşkan ve babası Tuğrul Dellaloğlu’nun elini öptü. Bunun
üzerine bir duygu rüzgarı esti. Baba Dellaloğlu’nun gözlerinin
dolduğu izlendi. As başkan da olsa, o bir babaydı ve hak ettiği
gururu, orada yaşıyordu. Allah herkese böyle bir mutluk versin
diyoruz.
Genel olarak Rusların bozuk teknik ile
yüzdükleri, en teknik olan ülkenin Yunanistan olduğu gözlendi. 2
yıl önce Balkan Gençlerde fırtına koparan Arnavutluk’un, hiç
başarı gösterememesi ise ilginç olarak yorumlandı.
Yine bizim bitirişlerimiz bozuktu ve bazı
sporcularımızın duvara değerken adeta uçar gibi süzüldüğü
görüldü.
Yunanlıların “vasili”sini öğrendik. “Helal
olsun.” “Başardın.” “Bir tanesin” gibi bir anlama geldiği
söylendi.
4 gün süren müsabakalarda, 1 kez fodepar
yaşandı. Tüm yüzücüler, boyunlarına astıkları akreditasyon
kartlarını lisans olarak kullandılar.
Kapanış töreni Türkiye açısından fiyaskoydu.
Ülkemizi, bir avuç idareci ve antrenör ile Bedensel Engelli
Yüzücüler temsil etti. Pekçok branşın sporcusu yarış ya da
maçlardan yeni çıktığı için yetişememişti. Organizasyon ise tüm
sporculara yine bir kıyak yaptı. Açılış sırasında akşam 7 de
yenilen yemeği gece 11’de veren organizasyon, yine aynı kıyağı
yaptı. Ancak bu kez yemekler 10’da verildi.
Herkes açlıktan kırılırken, kumanya yiyenlerin yanı sıra,
çarşıdan dürüm getirtenlerin da sayısı da çoktu.
Az önce Trabzon meydanında Genel sekreter Fevzi
Namalır ile uzman Gökhan’ın hava almak için Meydan denilen
semtte dolaştıklarını gördük ve rahatsız etmek istemedik.
Biz bu yazıları hazırlarken saatler 00:57’yi gösteriyordu.
Herkese Trabzon’dan iyi geceler diyoruz ve ekliyoruz.
HER NE KADAR SÜRCÜ LİSAN EYLEDİKSE AFFOLA.
Kalın Sağlıcakla,,.