I. KARADENİZ OYUNLARI

02-08 Temmuz 2007

-TRABZON-

TURKYUZME.COM  tüm sporculara başarılar diler.

3. Gün Raporu: 

             11 ülkenin katıldığı oyunlar hızla sürüyor. Bugün yüzme yarışlarında ilk start verildi. Bazı karışıklıklar oldu. Ancak, şimdilik bunları yazmak ayıp olur diye yazmıyoruz. Sonra bir ara yazarız diye tekrar merhaba diyoruz.

            Seçmeler 9’da başlayıp 11,30 da bitti.

Finallerde günün ilk yarışı 13-14 yaş 400 m. karışık idi. Gizem Bozkurt rakiplerine öyle bir çaktı ki, tribünler ayağa kalktı. Birincilik ile başladığımız bu yarışın ardından 400 m. karışık 15-16 yaş erkeklerde Timur Dellaloğlu’nun korkunç bir mücadelesini izledik. Kelebek ve sırtüstünü 3 ncü olarak sürdüren Timur, kurbağalamada klasını gösterdi. Serbeste dönüldüğünde Yunan’lı rakibi ile arasındaki 3 metreyi korudu. Son 25 m. Yunanlı atağa kalktı. Ancak hani şu antrenmanlarda yaşanan kötü bir alışkanlığımız var ya. Kulvarda önde giden sporcu, mesafesini tamamlayıp bitiriş yaparken genelde yavaş bitirir. Arkasından gelen de sanki maraton bitirir gibi elini yavaşça duvara değer ya; işte Timur böyle bir kötü alışkanlığın kurbanı oldu.  Yunan’lı bu durumu öyle güzel kullandı ki, sakin duruşlu Timur çılgına döndü. El ele bitti sandığımız yarışı Yunan’lının oldu. Yunanlı ikinci olurken, Timur son salise hatasıyla bronz aldı.

Finaller çok renkli geçti demiştik. Sabahleyin beyaz tişort giyen hakemler, öğleden sonra skorbord firmasının hediyesi olan lacivert tişörtleri giydi. Sadece bayan ve erkek baş hakemleri, yeşil tişort giydiler.

Final programını TRT 3 naklen verdi.

Trabzon Kamp Eğitim Merkezi, oyunların merkez üssü olarak kullanılıyordu. Haliyle bütün üst düzey yetkiler buradaydı. Bir ara birisiyle omuz omuza geldik. Baktık Genel Müdür Mehmet Atalay. Günlük kıyafeti içinde adeta uçuyor. Genel Müdür Yardımcısı ve kadim dostumuz ağabeyimiz Mehmet Ali Babacan’da aynı telaşe içinde. Hele hele diğer Genel Müdür Yardımcısı Yunus  beyi bir görseniz, inanamazsınız. Ben ilk gördüğümde gönüllü gençlerimizden birisi sandım. Genç, dinamik ve sürekli hareket halinde. Onu izlerken gözünüz yorulur. Onun da ayakları yerden kesik. Sürekli koşuşturuyor. Helal olsun dedik. Bir ara yanına gidip tanıştık ve elini sıkıp kutladık.

Tanıştığımız bir başka kişi, TRT ye yıllarını veren spor spikeri Levent Özçelik oldu. Saçların küçük bir bölümü hariç yaşlanmamıştı. Biz pek çok yüzme yarışlarını hep onun yorumu ile izledik. Dünya Şampiyonalarını ve olimpiyatları izlerken hep onun sesi kulağımızda yankılandı. Şimdi karşımızda oturuyordu ve bir takım notlardan dersler çalışıyordu. Kendimizi tanıtıp, yüzme konusunda yardımcı olabileceğimizi ve arşivlerimiz olduğu söyledik. Hani “her ne kadar sanal sitede olsak”, bizim hazırladığımız rekor listelerini onun önünde görünce gururlandık. Çok güzel bir dostluk kurduk. “Sizi bugüne kadar niye tanımadım” gibilerinden bir söz söyledi. Gerçekten hoşumuza gitti. “Bundan sonra inşallah” dedik.

Özçelik’i finallerin ilerleyen saatlerinde yorum yaparken tekrar gördük. Önündeki kumanda cihazının düğmesine bastı ve bize dönerek, “Bugüne kadar 100 e yakın yarış sundum. Hayatım boyunca böyle bir sıkıntı yaşamadım” dedi. Haklıydı. Bir yandan sıcak. Bir yandan arkasında biriken meraklılar. Onların gürültüleri ve programda ortaya çıkan gereksiz beklemeler, yılların yorumcusunu çileden çıkarmıştı. Öylesine haklıydı ki, çileden çıkan bir tek o değildi. Yönetmende sıkılmış olsa gerek, voleybol maçlarına geçmişlerdi.

Gizem Bozkurt bir yarış yüzüp 2 kez şeref kürsüsüne çıkmıştı. “Yorum yok.” Milli marşımızı hep bir ağızdan söyledik. Ancak, milli marşımızın ilk kıtasının çalındığı müziğin sonları biraz garip bitiyordu. Eleştirmeden geçemeyeceğiz. Sanki araya son anda oda orkestrası giriyor ve marşımızı okuyanları şaşırtıyordu. Teknik bir arıza oldu sandık. Ancak,  100 m. kelebekte tekrar dinlediğimiz zaman, “pes yani” dedik. Milli marşımızın bir sürü versiyonu varken,” bu mu getirilip konulur” diyesimiz geldi. Gizem Bozkurt 400 karışık rekorunu kırmış bizi sevindirmişti. Kendimizi bununla teselli ettik.

100 m kelebekte Emre Altınok  da, tribünleri salladı. Havuzdan birinci olarak çıkarken, gözleri pırıl pırıl neşe saçıyordu. Bu pırıltı yüreklerimizi aydınlatırken, omzuna bağladığı Türk Bayrağı ile onu kürsüde görünce duygulandık. Çünkü milli marşımızı yanındakilere duyuracak kadar yüksek sesli okuyordu. Çünkü aynı zamanda o da Gizem gibi Türkiye rekorunun yeni sahibi olmuştu. Aferin Emre.

Bu arada, Rusların milli marşını ezberlememize az kaldı. Çünkü sağolsunlar(!), 3 yarışın birinde mutlaka kürsüdeler ve beyaz, kırmızı ve mavi bayrakları göndere çıkarken, marşlarını kafile olarak hep bir ağızdan öyle güzel okuyorlar ki, imrenmemek elde değil. Başları dik, yüzlerinde bir tebessüm ve tek bir ses. Bir ara, milli marşımız okunurken, bizim çocuklarımıza baktık. Başları ya da gözleri aşağıda öyle okuyorlar. Pardon ama, bizim milli marşımız, başımızı aşağıya eğerek söylenecek bir marş değil. Lütfen göğsümüzü gere gere haykıra haykıra söyleyelim. Suç işlemiş gibi durmayalım. Çünkü okullardaki şu çarpık kuralı okullarda bırakalım. Burası gururlanacağımız yer. Pekçok okulda, milli marşımız söylenirken, kimse birbiri ile ilgilenmesin, ya da arkadaşı ile gözgöze gelip konuşmasın diye, okul müdürleri hep aynı şeyi söyler. “Önünüze bakarak söyleyin.”         Etmeyin çocuklar, eylemeyin çocuklar. Burası okul değil. Kaldırın başınızı. Haykırın. Kendinize güvenin. Elin gavurunda ne farkımız var. Dikkat edin ay yıldızlı ve kırmızı olan tek bayrak bizimki. Diğerlerine bakın. Hep birbirine tutturulan 2 ya da 3 ayrı renkli kumaş. Kimisinin üstünde boya var. Ya bizimki. Tek parça. Var mı onun gibi şanlı-şerefli ve anlamlı olanı.

Yarışmanın dokunmatikleri ile ilgili olarak kiralanan İspanyol firmasının çok havalı çalışanları var. Gençten bir kız ve bir de erkek görevli ile amca kılığında bir adam daha. Hani şu karşı küçük dağları yaratanlardan. İlk gün pek havalıydılar. Bizim bu işleri kovalayan hakemlerimizi bile içeriye sokmamışlar ve elleri ile çıkın işareti yaparak “çok yoğun” olduklarını(!), ifade etmişlerdi. Bugün” bir alay yanlış” yaptıkları ortaya çıktı. Final listeleri hazırlanırken, işin sağlamasını yapmak üzere harekete geçen hakemlerimiz ile onların listeleri birbirlerini tutmadı. Bir ara gözümüz kapıya takıldı. Kız olan ve havasından yanına yaklaşılmayan eleman, adeta bir “kedi kıvamında ve süklüm püklüm” bir şekilde geldi ve doğru sonuçları alarak yuvasına döndü. İçimizden “heyyyo” diye bağırdığımız hissettim.

Gözümüz Genel Menejer Kerem Tanılkan’a takıldı.” Abi seninle gece 12’de Trabzon meydanında karşılaştığımız andan itibaren daha gözümüze uyku girmedi.” dedi. Bizden sonra o da Sultan çorbacısına gitmiş ve tuzlama yemiş. Sonra da Meteksan’ın anlaşma yaptığı İspanyol firması olan MSL’in sabah 7 dolayında teslim ettiği tek kopya start listesini alıp çoğaltmaya gitmiş. Gözünden uyku akıyordu. As Başkan Tuğrul Dellaloğlu’nu gördük. O da bitkindi. Hiç uyumadık dedi. O da, start listesi peşinde koşuşturmuş ve bitmiş durumdaydı. Genel Sekreter Fevzi Namalır’ı gördük. Elindeki kahve bardağından ne yapmak istediğini anladık. Açtı ve uykusunu açmak için 10’ncu kahvesini yudumluyordu.

Federasyon çalışanlarının da hakkını yememek lazım. Gerçekten onlar da arı gibi çalışıyorlar. Uzmanlarımız Gökhan, Semiha ve İlkem hep ayaktaydı. Nevin hanım da elindeki ülke bayraklarını, torununu taşıyan anane titizliğinde tutuyor ( çünkü 1-2 hafta içinde resmen anane olacak) ve onlara bir zarar gelmesin ve de ütüleri bozulmasın diye insanlardan sakınıyordu. Yani herkes 220 voltluk kapasitesi ile330 voltluk iş yapıyordu. Buradan sesleniyoruz. Çalışanların hepsi mükafat ya da izini hak ettiler.

Bu arada Beytullah ile ilgili haberimiz üzerine pek çok okuyucumuzun gözlerinin yaşardığını ve duygulandığını öğrendik. Bu konuda öyle çok mesaj ve teşekkür aldık ki, emeğimizin karşılığını sizlerin övgüleri ile almış olmanın çok güzel bir duygu olduğunu bir kez daha hissettik. Alt  Yapı Teknik Kurulu Başkanı Han Batur hocanın konuşmaları çok daha etkileyiciydi. “Hocam çok etkilendim. Engelli bir küçüğümüzü sporcu olarak yetiştirmek için ben de start aldım” dedi. Sağolsun.

Yarışmaların Final bölümünde yüzen Bedensel Engelli sporcuların azmi ve mücadelesi görülmeye değerdi. Bizler bugüne kadar hiç böyle bir şey” görmemiştik.”  Bütün havuz, daha bu çocuklar yürümeye başlayıp start alıncaya kadar alkışa başladı. Türk’ü yabancısı herkes, start verilirken nefesini tuttu. Yarış bitinceye ve bu çocuklar havuzdan çıkıp yerlerin oturuncaya kadar alkışlar devam etti. İşte emek ve azmin teşekkürü de buydu galiba. Erkek sporcuların 50 metre sırtüstü yarışını izleyenler ise hem alkışlıyor, hem de gözlerine inanamıyorlardı. Çünkü, yüzen 7 sporcudan 3 tanesinin birer ayağı, 2 tanesinin 2 ayağı yoktu. 2 sporcunun ise doğuştan kolları kısa ve elleri 2-3 parmaklıydı. Öyle bir yüzdüler ki, temponun yüksekliği karşısında herkes gözlerine inanamadı. Gerçekten final havası estirdiler. Bu arada bu sporcularımızdan Fuat ve Özlem’in 2008 olimpiyatları sonrasında yapılacak IPC Paralympic Olimpiyat barajlarını geçmek üzere oldukları da görüldü. Size de bravo çocuklar.

Biraz da oyunlar köyünden bahsetmek istiyoruz. Burası Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin öğrenci yurtları. Son bir ay içinde boya, badana, fayans musluk derken güzel bir atmosfer yaratılmış. Büyük bir öğrenci yemekhanesi var. Yemekler “eh işte” türünden. 3 ayrı açık büfe var. Ancak, tatlısı tuzlu, sıcağı soğuğu tek kuyrukta halledildiği için biraz izdiham yaşanıyor. Yine de herkes memnun. Yemeğe önce bedensel engelliler alınıyor. 15 dakika sonra tüm sporcular hücum ediyor. Cocacola ve bazı içecek firmaları meşrubatları adeta çakmışlar. Dolaplar taşıyor. Fakat, dolapların başına konulan bazı görevliler, çocuklara kan kusturuyorlar. Herkese bir tane verip, gözlerine kestirdiklerine “az önce almadın mı” diye soruyorlar. Hele hele ileri yaşta olan bir görevli ise yabancı konuklara durmadan söyleniyor. Söylediği sözleri biz de duyduk. Burada yazamayacağımız sözlerin ardından hep aynı şeyleri tekrarlıyor. “Doyuramadık gitti bunları.” Bismillah yahu. Daha dün 1 bugün 2.  Yaptığının adına artislik denir ve şu an başroldesin.

Önceki gece, Trabzon Belediyesi bandosuna mensup müzisyenler, bu köydeki açık hava anfi tiyatrosunda bir konser verdiler. Herkes oturup dinledi. Bu konserin ardında DJ eşliğinde Karadeniz havalarından oluşan potboriler sunuldu. Bir ara pistte 150 kişi birden zıplıyordu. Ekipler kaynaşmaya başladı. İlk günkü yabancılık çeken gözler, gülümsüyordu.

Azerbeycan’dan gelen dostlarımıza yanaştık. Kendi aralarında ve de kendilerine özgü şive içinde Türkçe konuşuyorlardı.” Merhaba” dedik. Merhabamızı aldık ve sitemimizi yapıştırdık. “Neden bizimle konuşmuyorsunuz. Dilimiz aynı” dedik. ”Dinimiz de aynı” dediler.” E o zaman nasılsınız iyimisiniz?” diyerek  sohbete başladık. Dilde hata yapacakları korkuları vardı ve bundan çekiniyorlardı. Dün bu dostlarımızdan birisi geldi ve kahve makinesini göstererek “bardak?” dedi. Yani bardağa ihtiyacı vardı. Tam bu sırada arkasında Bulgaristan yazan eşofmanlı bir antrenör geldi.” Merhabalar. Kahve var mı kahve. Burası mis gibi kokuyor” dedi. Gözlerimiz yerinden oynadı. Meğer adamın Bulgaristan’daki kapı komşuları Türk’müş.

Trabzon için de bir iki şey yazalım dedik. Burası dolmuş cenneti. Belediyesi otobüsünü gören dilek tutsun. Yok çünkü. Taksi var mı derseniz, koca Trabzon’da 3 tane durak varmış. Öyle gezinen sarı sarı taksiler yok. Önceki gün bir tanesini görüp “sarı tuttum bir Allah” dedik. Yok çünkü. 4 sene önce gördüğümüz Trabzon çok değişmiş. Modern caddeler ve trafiğe kapalı yolları ile çağdaş giyinimli insanları çok fazla.

Birazdan misafirleri olduğum yüzme antrenörü Serkan Acinöroğlu’nun evinde uykuya dalacağım. Hayalimdeki tek şey, annesi Sevinç hanımın pişireceği kekik kokulu sucuk ve sabah kahvaltısı. Şunun şurasında 4 saat kaldı. Çünkü Yeşilova Sporun velileri tarafından Sümela otelde verilen geceye katıldık. “Kaptan İsmail” isimli bir türkücü bizi mahvetti.  Adam hem çılgın hem türkücü. Bizi eğlendirmenin ötesinde, adeta kırıp geçirdi. Böyle bir adam görmedim. Gerçek Karadeniz havası teneffüs etmek isteyenlere duyurulur. Maçka’ya yolunuz düşerse, tavsiye ederiz.

İyi geceler.

             Yarışma Menüsüne Geri Dön

 

 


 

 


 

Yarışma Menüsüne Geri Dön

 

 

 

 

 
 
Turkyuzme.com, 2007