| 20 Ekim 2003 - Makale | ||
|
AMERİKA’YA GİDEN YÜZÜCÜLERİMİZ NE YAPIYOR DERSİNİZ ?
“Her genç yüzücünün rüyası, Amerika kıtası.” Nedir bu Amerika sevdası ? İyi bir dil öğrenmek mi ? İyi okullarda okumak mı ? Yüzerek burs almak mı ? Modern bir yaşam özlemi mi ? Hepsi de olabilir. Bunların hepsi de çok güzel. Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var.
Ailenden uzaktasın. Gittiğin okul istemediğin bir okul. İstediğin okulun harcı ise çok yüksek (Tıp, Mühendislik eğitimi alanı daha duyamadık). Yüzme burslarının düşüklüğü. Başın sıkıldığında sığınacak herhangi bir yakınının olmaması. Zencisi; ırkçısı. İkiz kule terörü. Tarihi elektrik kesintisi, Yardım elini uzatmaya çalışan kiliseler! Yurttaki oda arkadaşı. Havuz ortamı. Üniversite takımına girememek. aaaa olarak yüzememek. İyi olanların arasına girememek. Takıma girsen bile gruba girememek. Esprileri anlamamak. Gittiğin bölgede yapılan yarış sayısının azlığı. Yard’lık havuzlar. Alışamadığın dereceler-sayılar. Bölge soğuk olduğu için kapanan havuzlar. Ayak tahtası ve pulboyun olmaması. Hatta bornozun ne olduğunu bilmeyen bir bölgede bulunmak. (şaka değil) El paleti için Türkiye’deki hocana telefon edip kargonun yolunu gözlemek.
Evden para göndermedikleri ve stokların azalması yüzünden yine hot dog’a devam etmek. Ya da iki öğünü birleştirmek. Bölgedeki İngilizce ile Türkiye’deki kurslarda öğrenilen dil arasında garip bir aksan farklılığı olması. Türkiye’de Beyrut aksanında öğretilen İngilizce’mizin bazı bölgelerde anlaşılamaması. Kampüsdeki diğer spor tesisleri. Okul harcını öderken, buralardan yararlanma parasını da peşin ödemiş olmak. Sadece servisten yararlanabilmek. Hakkını kullanamamak. Senin boş olduğun saatte buraların kapalı olması. Ya da kampüs dışında bir ailenin yanında barınmak. Evin uyuşturucu kullanan haşarı oğlu. Badici baba. Alkolik ana. Komşunun kızı vs.
İnanın bu anlattıklarımızın hepsi doğru. Çünkü gidip gelenlerle bol bol sohbet ediyoruz. “Orada şunu kullanırlarken gördüm. Valla ben hiç kullanmadım.” “- Antrenmanları 3 set üzerinden. Biz burada 4 set yapıyorduk. Bana hafif gibi geldi. Hep, içinde olan dinlenmeler var. 17 lik ,1:03’lük setler yüzdürüyorlar. Koç onaylarsa bursum yükseliyor. Bizdeki gibi, ne bazılarının anaları babaları hesap sorabiliyor, ne de yalakalığa izin veriyorlar.” gibi konuşmaları bolca dinliyoruz.
“-Neden geri döndün?”. “Yok ya bize göre değil. Sonuç olarak gelecektim zaten. “Okul bitti. Yenisini okumak zor. Ailemin sırtı çürüdü. Aramızda kalsın hamburgercide çalıştım. Adam akıllı iş bulamadım.” “ İdeallerim Türkiye’de.” Yüzme mi? O da ne ?.. O gençlik yıllarındaydı. Amerika’yı gördüm. Yeter artık. --------------------------------------- “Oğlunuz nerede görünmüyor eskisi gibi..” “ Söylemediler mi, Amerika’da. Orada yüzüyor. Amerika’n takımına girmesi için 3 saniyesi kalmış. Ona çalışıyor. Koç’u girersin demiş.!!!! “ “Kız evladı.” “Nasıl gönderdiniz.” “ Erkek de olsa, tehlikeler hep aynı. Gözüm arkada değil. Türk arkadaşlar edinmiş.” --------------------------------------- Bu da Türkiye’deki sesler. “Türkiye’de yüzme mi var. Orada şöyle çalışıyorlarmış, böyle çalışıyorlarmış. Sırtına bir şey yapıştırıp kondisyonunu ölçüyorlarmış.” (Pardon ama bu çocuk Afganistan’da mı yüzücü oldu. Antrenörü Alman mıydı. Suyunu Bulgaristan’dan mı getirdiler.)
Yarışlara gelip hava atmaya çalışan bu veliler, “ hadi çocuklar boşverin buraları. Çalışıp gidin. Bak benim falanca şimdi hayatını yaşıyor. Hem yüzüyor. Hem okuyor.” gibilerinden tellallık yapanları görmüş-duymuşsunuzdur. Ya bu işe ön ayak olanlar.
Mesela Amerika’ya gidiş vizesi veren bazı kulüpler. “Sen Türkiye’deki üniversiteleri boş ver. Yüz. Dil kurslarına git. Amerika seni bekliyor. Hayatını kurtar.”
Hocası n’apsın. Küçük yaşta aldığı sporcuyu gece gündüz demeden çalıştırsın, yetiştirsin. Onun tüm yaramazlıklarına katlansın. Hayatının bir parçası olsun. Onunla üzülsün, onunla sevinsin. Sonra tam en verimli çağında “hadi alasmaldık”.
“-Türk milli takımı var. O yarışlara çağırınca gelirsin değil mi?” “-Bilet gönderirseniz. Bir de benim tatil tarihlerime denk gelirse gelirim. Yoksa gelmem.Yarış tarihlerini bana göre ayarlarsanız belki.” --------------------------------------------- “Hadi sana uğurlar olsun...” diyemiyoruz nedense. Bir de üstüne üstlük, Yaz Kupası yarışlarını, yıllarca onların Türkiye’ye geliş tarihlerine göre ayarlıyoruz. “Türkiye’de bu yarış için tatile çıkamayanlar, işini gücünü erteleyenler var mı. Bunlar kim...?!” diye soran yok. 1.000 Türk sporcusu, 50 Türk hakemi, bir sürü Türk kulübü, Amerika’dan teşrif edecek en fazla 10 elemanı bekliyor. Reva mı bu ? Sporcu Amerika’ya gidince , Türkiye’deki gibi yüzmüyor(istisnalar var). Amaca ulaşılmışlık, boşvermişliği getiriyor.
Ama aynı sporcu Türkiye’ye geldiği zaman palavranın bini bir para. at gitsin; “ şöyle yüzüyoruz, böyle yüzüyoruz.”
Türkiye’deki şampiyonalarda adı yazılanlar ise, geçen yıl Türkiye’deki derecesini bile yüzemiyor. Bahane hazır, “1 haftadır yüzmüyorum. Hava değişimi. Burada nasıl söyleniyor, Iııııııı ..., saat farkı..” Yok yok.. Kimse yemiyor palavranı arkadaş.. Yiyiyor gibi görünüyoruz. O kadar. -------------------------------------------- Bazılarının orada serbest-amatör yüzme saatlerinde yüzdüğünü, takıma bile giremediğini biliyor muydunuz?
Bazılarının da kapasitesine uygun takım aradığını yani takımına girebileceği üniversite aradığını ve bu yüzden okul veya şehir değiştirdiğini biliyor muydunuz ?
Çünkü burs alamadığı için geri dönme tehlikesi doğmakta ve icq-massenger ya da e-mail ile haberleşerek çare arandığı, hep kulağımıza gelen haberler arasında.
Haa unutmadan şunu da yazalım. Bu sporculardan Amerika’da birkaç sene kalmışları ne yapıyor biliyor musunuz? Green Card peşinde koşuyor. Kimileri almış. Bunu da duyuyor ve kimler olduğunu biliyoruz.
Evlenenler, iş güç sahibi olanlar ve saire ve saire.. VS. Bu arada hiç düşündünüz mü, gidenler kulüplerde yüzmüyor. (birkaç tanesi hariç). Hep üniversite takımları , hep üniversite takımları. Neden ?
Yoksa orada kulüp yok mu? Veya kulüpler var da, bizim çocukları mı almıyorlar ?
Ya da Amerika’da milli takımlar ve Olimpiyat takımları, Üniversiteler arası yarışlarda seçildiği için mi kulüplere olan ilgi az?
Öyle ya, Türkiye’de milli takımlar Kulüplerarası yarışlarda ve sporcuların milli takımlarda yaptıkları derecelere göre belirleniyor. Orada böyle bir terslik var.
Türkiye’de Üniversiteler arası yarışlar ise, yılda bir kez yapılıyor. Elde edilen dereceler ise Kulüplerarası dereceler ile karşılaştırılınca insanın içi bir tuhaf oluyor. Gerçi, yüzen yüzüyor. Eski iyi yüzenlerin dereceleri ise felaket.
(Biz bunların fotoğraflarını çekip nostalji olsun diye yayınlayınca söz oluyor. Hele hele bazıları ise üslubumuzu beğenmiyorlar. Okumayın beyim. Açmayın bu sayfayı demek geliyor içimizden. Diyoruz da bazen.. Biz gerçekleri dile getiriyoruz. Süslü püslü yalanları burada göremezsiniz; diyerek öfkemizi de dile getiriyoruz.)
“Valla ben yüzmeyi bıraktım. Arkadaşların ısrarı ile geldim. “ “Ah güzel kardeşim. Sen yıllarca bizim gözümüzde bir ilahtın. Keşke gelmeseydin de seni bu hallerde görmeseydim.” diyemiyorsunuz. Gelelim mutlu sona. Gidenler orada kalsınlar. Gelmesinler. Mutlu olsunlar.
Ancak biz bu gidişi önlemek için biraraya gelip bir otursak. Beyin göçü ile uğraşan Türkiye’de bir de sporcu göçünün olması çok acı. Hani bazı şeyleri bir daha konuşsak. Esen Kalın. HALUK OKUR-trkyzm.cm |
||
|