|
|
Editörün Klavyesi-turkyuzme.com |
|
|
Editörün Klavyesi’den-4 “Haftaya Bakış”Geçtiğimiz 1 haftalık süre içinde neler oldu. Bunlardan ilki, halen Amerika’da bulunan yüzücülerimizden bir gurubu, hafta başında İzmir’in yetiştirdiği başarılı sırtçı Can Kulduk’u ziyarete gittiler. Can Kulduk rahatsızlığı nedeniyle yatıyordu ve Çağrı Sapmaz ile arkadaşları ona moral ziyareti yaptılar. Acil Şifalar Can. Masterler yarışında seni ve arkadaşlarını da görmek istiyoruz.
İkincisi, büyük yaş yüzücülerin yarışı vardı. Hani şu Dinazorlar ya da Masterler adı verilen “Veteran”ların yarışı. Bu yarış, çok neşeli ve güzel bir havada geçti. Telefon ile takip ettiğimiz yarışma sırasında, konuşulan her konu ve yaşanan her şeyden haberimiz oldu. Örneğin tek başına kurbağalama yüzerken duvarın üstünü tutarak yarışı bitiren bir dostumuz diskalifiye oldu. Sonuç üzücüydü. 1 ncilik madalyası kaçtı. Renin Gemicioğlu, annesi, babası ve ağabeyi ile birlikte yarışlara katılarak, çok güzel bir tablo çizdi. Gemicioğlu ailesini kutlarız. Üzerinde GS amblemi olan tişortleri hediye sanıp alanlar, 20 YTL’yi duyunca yerine bıraktı. FB’den İlkay Dikmen’i görenler kendi kendilerine söylendiler. Ancak, federasyona çekilen faks üzerine birileri çoooktan harekete geçmiş ve taaaa Fina ve Len’e e-mail atarak durumu öğrenmişti. “Girmesinde sakınca yoktur.” Bu arada milli takıma giremeyeceğini düşünen birkaç kişi de, ısınma kulvarında “bunun burada ne işi var” diye mırıldanıyordu. Öyle ya 1 bayan ve 4 erkekten oluşacak takıma girmek için gizliden gizliye bir savaş vardı. Ve de başlamıştı. İstanbul İl Temsilcisi Oktay Yürük ağabeyimiz ise yine ayrı bir formattaydı. Kötü bir üslup ve herkesin duyabileceği bir ses tonu ile konuşuyor muydu bağırıyor muydu? bilinmez ama, “ Falanca ilden adam çıkmaz. Filanca daha dünkü çömez.” gibi sözler söylüyordu. Biz bu üslubu pek hoş karşılamadık. Yaşına hürmet ediyoruz. Ama zaman zaman yaptığı çıkışların tepki aldığını da bilmesini istiyoruz. Bakın biz şu anda gösteriyoruz. Yine olsun yine göstereceğiz. Bu arada ortaya çıkan bir söylenti vardı ki, duyunca üzüldük. “Veteranlar ya da Dinazorlar yarışını bir kulüp tekeline almış” deniliyordu. Bu söylentiyi çıkaranlara, “yeni doğmuş bir bebeğin kollarını ve bacaklarını kırmaya kimsenin hakkı yok” diye tepki gösterdik ve bu tepkimizi sürdürüyoruz. Çünkü üst yaş gurubundaki kıpırdanmayı izledik ve çok hoşumuza gitti.
Üçüncü konu ise biraz daha teknik bir konu. Anadolu Kupası’nın II.Ayak yarışları bu cumartesi günü başlıyor. Reglamanı inceledik. Değişen hiçbir şey yok. Sadece 4 ilde yapılan yarışlar 3 il ile sınırlanmış. Doğal olarak guruplardaki illerin sayısı kimi guruplarda artmış, kimilerinde azalmış. Fakat açıklanan kontrol listelerine bakınca I.ayak yarışlarına katılan bazı kulüplerin katılmadıklarını gördük. Onlar III. Ayak yarışlarına katılabilecek mi? İlginin azaldığını hissettiğimiz ve aynı kulüplerin aynı rakiplerle bir kez daha karşılaşacak olmasının esprisini anlayamadık. İstanbul’daki katılım az olduğu için İstanbul’lu kulüpler Bursa’da deplasmanda olmasının dışında bir ilginçlik göremedik. Bugün Eskişehir’de yapılan teknik toplantı sırasında, Trabzon’lu bir kulüp sorumlu ve antrenörü, “toplantıda neden Federasyon temsilcisi olmadığını” sorup reglamandaki 6 ncı maddenin üzerinde durdu. Ve de doğal olarak yanıt alamadı. 6 ncı maddede özetle şu cümleler yazılıydı. Her ayak değişiminde bu yarışlar ayrı illerde yapılacak. Arkadaş haklıydı da, haklılığı havada kaldı. Yarışlar başladı. 1. ayak yarışlarına katılmayan kulüpler olduğu görüldü.
Dördüncü konumuz: 23 Nisan yarışları. Katılım listesi ikinci kez yayınlandı. Çünkü teknik kurul başkanı Aykut hocanın bulunduğu ildeki kulüplerin adı da yoktu. Dahası hiçbir yerde, “falanca yarışın sonunda 23 Nisan takımı oluşturulacak” diye bir ibare de yoktu.
Beşinci konumuz ise kısır tartışmalar: İki hafta önce bir sitemizde yakından tanıdığımız bir dostumuz iddialı bir laf etti. İsteyerek yazdığına inanmıyorum. Büyük bir kızgınlık sonucu satırlara dökülen cümleler olduğunu düşünüyorum. “Bizim kulübümüzden gitmek demek attan inip eşşeğe binmek demektir.” Okuduklarımıza inanamadık.
Yani tabandan sporcu yetiştiren kulüpler eşek. Bu sporcuları alıp yüzdüren kulüp at olacak. Öyle mi anladık acaba. Yüzlerce Anadolu kulübüne hakaret etmenin bir anlamı olmadığı kanısındayız. Küçük bir özür borcu olduğuna inanıyoruz.
Altıncı ve son konumuz “Antrenör Akredite” konusu: Bu çalışmanın başlamasından bu yana 4 önemli yarış geçti. Kimsenin boynunda bu kartları göremedik. Dahası Federasyona gönderilen listelerde, akredite olmayan çok sayıda antrenörün ismi olmasına rağmen, neden kimseye “dur” denilmedi.
Akredite kartı için koşuşturan antrenörlerin emekleri boşa mı çıktı. Ağzımızın ucuna gelen bir laf var ama. Neyse. Kurallar uygulanacaksa alınsın. Uygulanmayacaksa ağza bile alınmasın.
Hoşçakalın.
|
|
|
|
|
|
|
|