|
|
Editörün Kalemi-turkyuzme.com |
|
|
Editörün Kaleminden –43 “Bizi ayırın o zaman” Bilen-bilmeyen, ahkam kesen-kesmeyen herkesin bir fikri var. “Türk Yüzmesi Rezalet...” Pardon ama, bu rezaleti önlemek için kim ne yaptı da olmadı ki. Bazı dostlarımız ile hergün “tel”leşiyoruz. “Ne olacak bu yüzmenin hali?” deniliyor. Başka bir şey denmiyor. Çözüm getiren ve arayan yok. Tutturmuşuz bir Amerika örneğini. Onu da işimize geldiği gibi yapıyoruz. Adamlar kendilerini aşmış. Biz ise aşılmış noktalardan tırmanmaya çalışıyoruz. Temelimizi düşünen yok. Bulduğunu iddia eden bazı kesimler ise, değişik fikirler üretiyor. Fenerbahçe’li veli ve İstanbul İl Tertip Komitesi üyesi Ömer Alporal da, bir fikir üretmiş. Okuyunca biraz Anadolu kulüplerinin kendi içlerinde savaşmalarını öneren bir tavır hissettik. O halde dedik. Bu doğru olan fikri biz de geliştirelim istedik. Bakın fikrimiz şu.
FB ve GS ile Anadolu kulüplerini boy ölçüşmesi mümkün değil. Bu kulüpler yüzmeye servet yatırıyorlar. Anadolu Kulüplerinin servetleri ise ortada. Üniversite Kulüpleri. Onların da boyu belli. Askeri Kulüplerin de maddi ölçüleri pek fazla değil. O zaman gelin, Türk yüzmesini servetleri ve potansiyelleri ölçüsünde bölüp bir mikro analiz yapalım. Örneğin, İstanbul’daki zengin kulüplerin oluşturacağı bir lig kuralım. Onlar orada yüzsün. Türkiye’deki en bakımlı havuzlar hiç şüphesiz ki Üniversitelerin ellerinde bulunuyor. Onlar da kendi aralarında oluşturacakları bir ligde yüzsün. Kuvvet Komutanlıkları ya da Harp Okullarının kulüplerinden oluşan bir lig kurulsun onlar da orada yüzsün. Özel okulların yer alacağı büyük bir potansiyel var. O kulüplerin yer alacağı bir lig oluşturalım ve onlar da orada puana yüzsün. Tüm Türkiye genelinde 30 dan daha az sayıda lisansa sahip veya 20 den az faal yüzücüsü olan kulüplerin bir ligi olsun onlar orada yüzsün. ( bu sayı düzenlenebilir) Ve, 30 ile 50 veya sınırları belirlenen sayılar arasında lisansa sahip ya da faal yüzücüsü 21 ile 30 veya 21 ile 40 olan kulüplerin oluşturacağı bir lig olsun ve onlar da burada yüzsün. Öyle elmalarla armutların birlikte olduğu bir yarışta değil ama. Yani sporcu hem milli takıma girmek için yüzecek, hem de kulübüne puan kazandıracak. Böyle değil. Bu “2 si bir arada” muhabbetine de bir son verilsin. Bu fikir doğrultusunda Milli takım seçmesi genelde herkesi kapsayan ve bireysel bir ortamda yapılsın. Puanlı müsabakalar ise festival gibi değil, görkemli eğlenceli bir şekilde ve ayrı yapılsın. Herkes kendi liglerinde Mayıs ya da Haziran’a kadar yüzsün ve belirli bir puan elde etsin. Daha sonra tüm puanlar ortaya konulup, bir türkiye Şampiyonası yapılsın. Adı “play off” olsun. İlk 20’nin yer alacağı bu şampiyonada, 1 nci, 5 nci, 10 ncu ve 15 nciye kupa verilerek bir organizasyon yapılsın.
Bu arada aklımıza gelmişken bir başka konuya daha değinmek istiyoruz.
Şimdi en son yapılan yarışa bir göz atınız. 6 tane kategori vardı değil mi? Hani hepsini Fenerbahçe’nin topladığı kupa pazarı. Bazı dostlar kızmasınlar ama, futbol da bile bu kadar kupa enflasyonu yok. Bir yarışta 6 kupa. Bir de ikinci ve üçüncülükleri düşünün. Oldu mu size 18. Geçmiş yarışları hatırlayın. Adama soruyorsunuz. Bu sene kaçıncı oldun.Adam “ben birinciyim.” diyor. Öbürü de ben birinci oldum diyor. Diğeri de. Bu ne ilginç bir durumdur. Herkes birinci herkes ikinci, herkes üçüncü.
Kimi memnun etmeye çalışıyoruz? Herkese birer kupa vermek zorunda mıyız? Mavi boncuk mu dağıtıyoruz.?
Yok böyle bir şey. Bu nasıl bir kupa enflasyonudur. Sporcuya madalyayı esirgeyen bir görüş ve ardından onlarca kupa.
Bu ne büyük tezat. O halde seçmelerde kalitesi daha düşük olan bir madalya, finallerde ise “daha baba” madalya verilsin ve kupa alınmasında hizmeti dokunanlar da ödüllendirilsin.
Hep eleştirip, boş düşünmeyi bırakalım. Lütfen güzel fikirler üretelim. Örnek aldığımız ülkeleri dikkatlice inceleyelim. Fikirlerimize saygı duyalım.
Saygılarla..
|
|
|
|
|
|
|
|