|
|
Ekim 2007 Editörün Kalemi-turkyuzme.com |
|
|
Editörün Kaleminden- 36 “Artık Sana Saygı Duymuyoruz ...!” Bu lafımız kime mi ? Anlatınca hak vereceksiniz. Hatta tanıyanlar da saygı ve sevgisini geri alacaklardır. Hafta sonunda yüzme uğruna Amerika’dan Türkiye’ye gelen dostumuz Süha Tokman ile birlikteydik. Kamp Eğitim Merkezinin alt salonunda oturuyorduk. Tokman, “ 8-9 Eylül’de Amerika’da yapılan Coach Clinic’e gittiğini ve “ömrüm boyunca gittiğim 3ncü en iyi clinic’ti” diye söze girdi. “Bir de size neler anlatacağım” diyerek bombanın “pim”ini çekti. Kulağı çınlasın Reha Alpar ağabeyimizin çabaları ile dünya genelinde ortaya attığı teori ile adını duyuran David Salo Türkiye’ye getirilmiş ve Türk antrenörlerine Ataköy Kapalı Yüzme havuzunda dolarlar karşılığında 1,5 - 2 saatlik bir seminer verdirilmişti.
Salo, 1 haftada 4 antrenman yaptırdığı ve bunların 3500 - 4 bin metreyi geçmediğini iddia ederek, bu çalışmalar sonunda 100 metre serbesti 49 yüzen çok sayıda sporcusu olduğunu söylemişti. Ağzımız bir karış açık kalmıştı. Karada yapılan ağırlık çalışmalarının yanı sıra suda da ağırlık çalışması yaptığını söyleyen Salo, Aytekin Mindan ve Derya Erke’nin de katıldığı bir su antrenmanı vermişti. Bu çalışmayı 40 civarında antrenör olarak Ataköy Kapalı’daki 1 nci kulvarın sonunda izlemiştik. Hatta Salo’nun üzerindeki taba rengi ceketini çıkarmadan nasıl durduğuna bir anlam verememiştik. Sonradan kantinde bize birer tane Atlanta’daki kulübüne ait rozet hediye etmiş ve kısa bir süre çay sigara sohbeti yapmıştık.
Adam geldi ve gitti. Kafamız karışmıştı. Haftanın 6 günü sabahın ve akşamın 5 inde antrenman yapan bizler, adeta “dumur” olmuştuk. Adam öyle bir laf etti ki, boş ve kof antrenman yerine sağlam ve sentezlenmiş bir antrenmanın zaman kaybını önlediğini iddia edip gitmişti. Oysa, sonradan anladık ki, tüm antrenmanını yüzde yüze yakın bir tempoda verdiriyordu.
Aradan 10 yıldan fazla bir zaman geçti. Bu David Salo adını Süha Tokman’ın ağzından duyunca, bir anda yüzünün şekli ve şemali gözümüzün önüne geliverdi. Ancak, Süha Tokman’ın anlattıklarını duyunca da kanımız dondu. İşte Tokman’ın anlattıkları. “-50 metrelik havuzun çevresinde Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 1000’in üzerinde antrenör vardı. İlk olarak Dünyanın en ünlü kurbağalama antrenörü Dave Denniston geldi. Eline bir telsiz mikrofon verildi ve Denniston dehşet bir sunum yaptı. Telsiz mikrofon arada bir çekmediği için cızırtı yaptı. Adamcağız hiç hayıflanmadı ve zaman zaman mikrofonun azizlik yaptığı anlarda sesini yükselterek anlatımını mikrofnsuz yaptı ve bitirdi. Ardından havuz kenarına gelen yine dünyanın en ünle kelebek antrenörü Richard Dvick, serbest antrenörü David Marks yine aynı mikrofon ile stilleri anlattılar. Mikrofon her iki hocaya da azizlik yaptı. Onlarda zaman zaman mikrofonu ağızlarından uzaklaştırıp seslerini yükselttiler. Son olarak sırtüstü için David Salo çağırıldı. Salo mikrofonu eline aldıktan sonra herkesin sessiz olması için bir duyuru yaptı. Mikrofon bu. Aynı azizliği ona da yaptı. Salo önce yüzünü astı. Sonradan sinirlenmeye başladı. Bu birkaç kez daha oldu. Adam iyice sinirlendi ve hem söyleniyor hem de sırtüstünü anlatmaya çalışıyordu. Bir ara cızırtı kesildi ve mikrofondan net bir ses geldi. Salo, “böyle bir mikrofonu bana Türkiye’deki bir seminer sırasında vermişlerdi. 3 saat sürecek olan semineri 45 dakika kestim” demez mi. Kanım dondu. Adam resmen Türkiye’yi aşağıladı.”
Hey koca David. Yakıştı mı sana bu sözler. Sen Ataköy’de 40 antrenöre mırmır ders anlattın ve Amerika’da 500 doların üstünde seminer veremezken Türkiye’den binlerce doları alıp gittin. Duyulan saygı ve sevgi ise cabasıydı. Ayrıca, Ataköy’de o tarihlerde bırak telsiz mikrofonu, kablolu mikrofon bile yarışmalar sırasında Bölgeden getirilip havuza takılıyordu. Çok fazla sıyırdın.
Şimdi hazır olun. Süha Tokman bu. David Salo’ya yakın bir yerde bulunan Süha Tokman, David Salo tam son sözlerini tamamlamak üzereyken, “Hey Dave. Sen gerçekten Türkiye’de seminer verdin mi?” diye yüksek sesle bir soru sormuş. Bu soruyu da herkes duymuş tabii ki. Salo da “evet” demiş. Süha Tokman da cevabı yapıştırmış. “Türkiye’de yüzmenin ilerleyememe nedenini şimdi daha iyi anladım. Senin yüzündenmiş.” demiş.
KOÇUM HOCAM BENİM. Ağzına sağlık.
O denio herife az bile söylemişsin. Sana olan saygım ve sevgim bir kat daha arttı. Palavracıya olan saygımı da geri alıyorum.
Hoşça Kal. Hoşça Kalın.
|
|
|
|
|
|
|
|