Eylül 2007 Editörün Kalemi-turkyuzme.com
 

Editörün Kaleminden –34

“Acı Kahve”

            Eskilerin bir lafı vardır.

            Bir fincan acı kahvenin 40 yıl hatırı olur.

 

            Peki bu acı kahve nasıl yapılır ?

            Yine eskilere göre kahvenin hası Tunus’tan gelirmiş. Biz değişik pişirdiğimiz için adı Türk Kahvesi oluvermiş. Yani has kahveyi taşırmadan uzunca kaynatıp ikram ederseniz, acı bir kahve elde etmiş olursunuz.

            Oysa son yıllarda kahvenin acı olması için hile yapılıyormuş.

1 kilo kahvenin içine 1 tatlı kaşığı iyi öğütülmüş karabiber atılıyor ve acı kahve elde ediliyormuş.

           

Nereden geldik bu acı kahve muhabbetine?

            Az önce çoook eskilere gittik.

            Haluk Toygarlı dönemine. Kulağı çınlasın Haluk abi ile çok iyi günler geçirdik. Ameliyatları yüzünden yarışlara katılamadığı günleri oldu. Ama o yine ne yapar yapar gelir ve “n’aber çocuklar” derdi.

            Bu da bize yeterdi. “Nasıl gidiyor?” dediği zaman sorumluluğumuzu anlardık. Hesap sormazdı hiçbir zaman. İyi bir insandı. Kızdığı zaman 10 metreden uzakta durmakta yarar vardı.

Hiçbir zaman. “Bu adamlar fırçadan anlar. Bunlara fırça atmak gerekir” dememişti. Yalanını duymamıştık. Hele hele hiç "asarım"lı, "keserim"li lafı yoktu. Kibar adamdı. Aradan kaç yıl geçti ve biz kendisini iyi şeylerle anıp o günleri hatırlıyoruz.

Kimilerine göre hiçbir şey yapmamıştı. Ama olsun, uzun yıllar kendi kendimizi özgürce yönettik ve bize yüzmede demokrasiyi tattırdı.

            Dedik ya, 1 fincan kahve ve 40 yıllık hatır.

İnanın, Haluk abinin bir fincan kahvesini içmedik.

Ama hatırlamanın güzel bir şey olduğunu ve şu yukarıdaki kahve tadında bir haz duyduğumuzu itiraf etmenin vakti geldi diye yazdık.

 

3 yıl önce bu günlerde kendisini Federasyon başkanı seçmiş ve bir seçim kazanmıştık. Fakat sonradan gelişen olaylar nedeniyle gidip istifasını bastı ve şimdi şimdi anladığımız bir onurumuzu korudu.

Bu onur, yüzme dünyasının onuruydu. "Bizi kardeşlerimizden ayıramazsınız" demişti. Hatta, "bana su topundan da oy verenler var onların oyuna saygım var" demiş ve uzun yıllar sürdürdüğü başkanlık görevine nokta koymuştu.

Sonra neler oldu neler. Erkeklerin hakim olduğu yüzme dünyasının başına bir bayan  başkan geldi. Feminen düşünenler "çok iyi oldu" dedi. Masculen düşünenler ise "uzun ömürlü değil" dediler.

Bir anda ortalıktaki insanların vizyonu değişti. "Eskiler ve yeniler" diye bir akım çıktı. Hiç adı duyulmamış insanlar baş oldu. Düne kadar el ayak olanlar kamufle edilip “kaka” oldu. Onlarla konuşanlar, onlarla merhabalaşanlar adeta aforoz edildi. Sonra baş olanlara da bir şey oldu. Ayrılmalar, “buraya kadar” demeler oldu.

Tekrar yeni yeni insanlar çıktı. Hiç kimsenin "back-raund"una bakılmadı. Gelenekler adeta puufff diye uçtu gitti.

Oysa eskiden ne güzel geleneklerimiz yani ictihatlarımız (yazılı olmayan kurallarımız) vardı. 3ncü kademeden aşağısı milli takımlarda görev alamazdı. Yine 2 nci ve 3 ncü kademeden aşağısı antrenör kursu veremezdi. Hatta Eğitim  Kurulu üyelerinin akademisyen antrenör olması şarttı. Teknik Kurula girme koşulu 3ncü kademe antrenörlük idi.Bu antrenörlerin toplantılara eşofman ile girmesi ve herkese örnek oturuş ve kalkışta olması isteniyordu. Daha sonraları teknik kurula girmenin şartı değişti. Teknik kurul üyesi olabilmek için o antrenörün sporcusu olimpiyat barajını geçmeliydi.

Küçük küçüklüğünü büyük büyüklüğünü bilirdi.Yani, “ey”ler “bey”, “ay” lar “bay” değildi.

 

Pekiyi o dönemde hiç mi hatalar olmamıştı. Elbette olmuştu.

Bir sürü iddialar oldu. Bu iddialar neydi.(-)

-                          Mesela milli takımlara antrenör olabilmek için, bazı arkadaşlarımız bazı hocalarımızın kulüplerine sporcu verip antrenör olmuşlardı.

-                          Yurt dışına gönderilen antrenörler sessiz sedasız gidip gelirdi. Onların kim olduğunu, gidip döndükten sonraki raporlarından anlardık.

-                          Olimpiyatlara teşvik amacıyla küçük yaşta sporcu götürülürdü. Çekilen fotoğraflara bakarken görüp, kimin gittiğini öğrenirdik.

-                          Veli kökenli bazı kişiler as başkan olmuşlardı. Kimilerine göre, o ilin ya da o kulübün sporcusu bayram etmişti.

-                          “Web sayfasını siz yapamazsınız kim oluyorsunuz ki” denilmiş ve  aşağılanmıştık. turkyuzme.com yayına girdi. Şeffaflık geldi. Bilgi geldi. Ses geldi. Görüntü geldi.

-                          Başkan İstanbul’da oturuyordu. Yani kimilerine göre davul bir yerde tokmak bir yerdeydi. Bazılarına göre tokmak Ankara’daydı.

 

Kısacası dikensiz gül yoktu.

Ve de bu yolda engebeler çoktu.

 

Yeni oluşum için çalışmalar yaptığını duyduğumuz Başkanımızdan küçük bir ricamız olacak.

Dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu var.

"Yalaka"lardan ve "yalancı"lardan uzak durulması gerekmektedir.

Hele hele kendi menfaati için tavşan pisliği kılığında gezenlere çok dikkat edilmelidir diyor ve ekliyoruz.

Lütfen şu günlerde kapısı kilitli olan havuzlar için bir iki telefon ya da görüşme yaparsanız, yüzlerce çocuğumuz, "kulaçta sefte" yapacaklardır.

Herkese önce

İyi haftalar.

Sonra iyi sezonlar diliyoruz.           

 

           

Geri Dön - Anasayfa

Turkyuzme.com sayfaları en iyi 1024x768 ekran çözünürlüğü (ya da üstü) ve high-color renk ayarı ile izlenebilir.
Internet Explorer 5+ ve/veya Netscape 4.6+ kullanmanızı tavsiye ederiz.

Turkyuzme.com - 2002-2007. All Rights Reserved.

TÜM HAKLARI SAKLIDIR. İZİNSİZ KESİNLİKLE KULLANILAMAZ.  Bilgi: turswim@hotmail.com