Gelin işin iç yüzüne bir bakalım.
Şu verilen madalyaları hiç gördünüz mü?
Ben kendimi bildim bileli, hep kırmızı beyaz çizgili kurdelesi olan ve
ucunda hep aynı amblem olan madalyalar verildi ve de hala veriliyor.
Bu ne katı gelenektir birisi anlatsın.
Çocuk bu madalyayı alıyor ve daha kürsüdeyken, “ yahu gene aynısı”
deyip boynundan çıkarıyor. Hem öyle bir çıkarıyor ki, boynuna takılan
şey, sanki dikenli bir tel…
Bir de üstüne üstlük, daha kürsüden inmeden boynundan çıkardığı bu
madalyayı, kıvırıp cebine sokuyor.
“Hiç vermeseniz daha iyiydi “ der gibi.
Sonra eve gelince, divanın altındaki kovanın içine atıyor. Çünkü
üzerinde herhangi bir yazı yok.
Yani hangi yarışta yüzmüş?
Ne zaman yüzmüş?
Ne yüzmüş?
Kaçıncı olmuş?
Geçen yarışta aldığının aynısı.
At gitsin.
Arada bir say. Aynısından 50 ya da 150 tane olmuş.
Sorarım şimdi.
Biz neyi teşvik ediyoruz. Biz neyi ödüllendiriyoruz?
Yoksa ucuz bulup depolayıp stokladığımız madalyaları mı eritiyoruz.
Herkesin elinde aynı madalya var.
“Ben 400m. mesafeyi yüzmüş, 4-5 dakika kulaç atmışım, arkadaşım
50 m’de 40 kulaç atıp aynı madalyayı almış. Ne farkı var ki. “
diyor.
Bu neye benziyor biliyor musunuz? Emeğinin karşılığı olarak eline 10
lira alan bir işçiye “ Bu iş senin işin. Sahip çık” demeye
benziyor.
Başarıya alkış mı tutuyoruz, zulüm mü ediyoruz tartışılır.
Sonra oturduğumuz yerden ahkâm kesiyoruz. “Madalyayı boyunlarında
tutmuyorlar. Başarıya doydular.”
Bu lafı etmenin, mantık açısından bir anlamı yok.
Ne zaman elin gavuru gibi kurdelesi değişik madalya verdik.(birincilik
madalyasının kurdelesi mavi, ikincinin ki kırmızı, üçüncünün ki de
beyaz gibi renklerde…)
Ne zaman kabartmalı bir madalya verdik. Şöyle el büyüklüğünde.
Ne zaman cam madalya verdik. Pırıl pırıl.
Ne zaman seramik madalya verdik. Tabak gibi.
Ne zaman küçük kupalar verdik. (Slovakya’ya giden GS’li sporculara
sorunuz. Seneye yine oraya gitmek ister misiniz, istemez misiniz? diye)
Kısacası ne zaman değişik bir madalya verdik de çocuklar boyunlarında ya
da ellerinde 30 dakika tutmadılar.
Unutmayalım.
Vermeden almak Allaha mahsustur.
Verelim ondan sonra konuşalım. Sonra diyelim ki, şunu da yüz bunu yüz.
Grand Prix gibi paralı yarışlar koyalım. Bakın bakalım neler yüzülecek.
Bu arada,
Madalya pahalı galiba, sertifika vermek de neyin nesi?
Çocuklar kendi aralarında buna” karton madalya” diyorlar.
Karton madalyayı çocuk eve gidene kadar ıslak bonesi ya da mayosunun
yanına koyduğu için paçavra oluyor. Eve gidince de kitaplarının arasına
koyuyor.
Yalnız. Bir gerçek var.
Odasında ilk aldığı madalyası asılı.
Bir de ilk aldığı ilk sertifikası .
İftihar ettiğimiz yüzücümüz Derya Büyükuncu’nun annesi Ayşe hanım
İstanbul ‘da oturuyor. Sorun bakalım, Derya’nın odasındaki duvarda hangi
madalyalar asılıydı.
Öbürleri divanın altında ya da dolaptaki kovanın içinde miydi?
Elalem alt yapı yarışlarında ilk 8’e madalya verirken 8 kişi birden
kürsüye çıkmak için, adeta “yarışa girme savaşı”
veriyor.
Biz ise kürsümüzü 3 ile sınırlamışız. Yarışa girecek 5 kişiyi zor
buluyoruz.
Yüzücüler de işin kolayını bulmuş, fazla çalışmaya gerek yok.
İllerinde nasıl olsa gaz tenekesinden bozma bir kürsüye
çıkılacak ve aynı madalya alınacak.
“Ne yapayım 200, 400, 800 ve 1500 leri yüzmeyi..? “
“Girerim 50 metrelere. Tamam.” diyor ve aynı hamam aynı
tas, 2 su yıkanıp çıkıyor.
Kısa mesafelere ilgi gösteriyor. N’apsın uzun mesafeleri.
Onların madalyası farklı mı sanki?
50 metreyi yüzsen de aynısı, 400 ü yüzüp canın çıksa da aynısı.
……………………………………….
Milli Eğitim yarışlarına dikkat ettiniz mi?
İlk 4’e madalya verilmeye başlandı. Çocuklarımız ilk 4 e girmek ve
kürsüye çıkmak için birbirini çiğniyor.
Neden?
Çünkü onların hem madalyaları değişik hem de 4 kişi madalya alıyor.
………………………………………………….
Federasyon Başkanımız Aydın Karakuzu, Şura sırasında ne dedi.
“Değişim şart. Bu değişikliği denemeden sonuçlarını göremeyiz.”
Buyrun bize bir fırsat.
Esenlikler.
Az kalsın unutuyordum.
Valla editörün kalemi yazılarını ben yazıyorum. Adım Haluk Okur. Hem
Akademisyenim, hem de yüzme antrenörü.
Bazı dostlar, “editöre selam söyle” diyorlar da, o yüzden
yazdım.
Komşu Bedensel Engelliler Federasyonu, bedensel engelli yüzücüleri
1.Karadeniz Oyunlarına “hazırlama görevini “ bendenize verdiği için, bu
çarşamba gününden itibaren Kahramanmaraş’taki 14 günlük kampta olacağım.
Pek bilinmediği için yazıyorum.
Federasyonları farklı olan Bedensel Engelliler, İşitme Engelliler ve
Görme Engellilerde, milli takıma girecek yüzücüler, kamptaki
performanslarına göre seçiliyorlar. En iyi olanlar hemen uçağa binip
yarışa gidiyor. Eskiden bizde olduğu gibi, kimse işi garantiye aldıktan
sonra öyle 6 ay önceden seçilip 6 ay sonra yarışa gitmiyor. Ondan sonra
kimse kimsenin yakasına yapışıp niye kötü yüzdüler diye soramıyor. Bu
atletizmde de böyle, pek çok branşta da böyle. İnanmayan araştırsın
diyor ve oradan yazacağım yazılarda buluşmak üzere sağlıcakla kalın
diyorum.