|
|
Mayıs 2007 Haberler |
|
|
“Editörün Kaleminden -22” “Nerdeeen nereye..” Dün akşam, gözümüz kardeş bursayuzme.com sitesindeki konuk defterine takıldı. Bazıları gibi sahte isim ya da mail adresi ile yazmak istemedik. Ama bir takım yanlışların yapıldığını biz de bilmemize rağmen “söz gümüş, sukut altın” sözü ile sustuğumuz yerden hafifçe doğrularak bir iki şey karalayalım istedik.
Fakat, konuk defterindeki bazı yazıları da hayretler içinde okumadık dersek yalan olur.
Çünkü adını sanını bilmediğimiz bazı insanlar, bizim 24-25 yıllık tecrübemizi solluyor, milli takımlar hakkında akıl almaz yorumlar yapıyorlardı.
Bir an için kendimizi bu camiada yabancı gibi hissettik. Millet neler biliyor diye hayıflandık.
.....................................................................
Bizler yazdığımız gibi düşünenlerdeniz.
Bazı kişilerin yazılarını okurken kurdukları cümlelere bakıp, “eyvaaaah yazdığı gibi düşünüyorsa vay halimize” dememek için de kendimizi zor tuttuk.
Yani ifade güçlüğü ve kendini anlatamama gibi zorlukların yarattığı durumlar, maalesef zaman zaman yanlış anlamalara yol açmakta ve tartışmalara neden olmakta gibi geldi bize.
Kimilerinin de özellikle “damar”ı zorladığını gördük.
Sırf isimleri duyulsun diye inadına sinirleri zorlayanları da gördük.
Allah okuyana da, yazana da sabır versin diyoruz.
Sonra, yahu biraz geriye dönüp “ne olmuşları yazalım” dedik.
Artık herkesin bilme zamanının geldiğine kara vererek aşağıdaki satırları döktürüverdik.
Biraz reklam olacak ama, yazmakta hiç sakınca görmediğim bir konuya değinmek istiyorum.
1988 yılında bir ağabeyimize Ankara Anıttepe Havuzundaki toplantı salonundan çıkarken, “abi, benim sporcum şu an bu yaştaki en iyi sporcu. 50-100 m. sırtüstü, 50-100 m. kelebekte ve 200 m. karışıkta geçen yok. Neden 4-5nci adamlar milli takıma girerken bu çocuk giremiyor.” dedim.
Vay sen misin diyen. Bir sopa yemediğim kaldı.
“Baaaaak kardeşim. Milli takıma önce İstanbul’lular, sonra İzmir’liler sonra da Ankara’lılar girer. Yer kalırsa Bursa’dan ya da Eskişehir’den adam alırız. Hem bu ne cüret? Sen bize hesap mı soruyorsun?” demez mi.
Çevreye rezil oldum ve kendimi kapıda bekleyen arabanın içine zor attım.
Ve… “Aldın mı cevabını oğlum” dedim kendi kendime.
Ve de, saygıdan dolayı yıllarca konuşamadım, hak arayamadım.
Bir başka tarihte bir başka sporcumun başarısı gölgelenmek istendi.
Uluslar arası bir yarışma için seçme yapılyordu. Sporcum istenilen barajı geçememişti. Ama öyle büyük saniyelerle değil. İstenilen derece 1:21,00 idi, benim sporcum 1:21,01 yüzmüştü. Ceza olarak kürsüye çıkarılmadı ve ödülü verilmedi. Çünkü suçu çooook büyüktü......
Türkiye’de yapılan bu uluslarası müsabakaya sporcum “adet yerini bulsun” diye usulen çağrıldı ve bu sporcumun girdiği yarışa, o sporcuyu geçen diğer sporcu orada olmasına rağmen hocası tarafından sokulmadı.
Sporcum, Bulgar ve Romen rakibini geçti. Kürsüye çıktı madalyasını aldı.
Sustum.
Çünkü aldığımız terbiyede, büyüklerin dediği doğrudur gerçeği yatıyordu.
Ama, ertesi yıl, benzer bir seçme sırasında bu kez o hocamın sporcusu baraj geçemedi. Fakat anlı şanlı bir şekilde kürsüye çıktı ve ödülünü alıp, kadroya girdi.
İçimden “ya sabır” dedim.
Bu haksızlıklarla büyüyerek, 1995 yılında bilgimi ve tecrübemi ortaya koyup Federasyon Teknik Kuruluna girdim. 2005 yılına kadar bu işi sürdürdüm.
( 2000 li yılların başlarında, 6 aylık bir süre için yine istifa ederek dinlenmeye çekildim. Çünkü birileri birilerine e-mail’i olmayan ve cep telefonu olmayan insan anti-sosyal’dir dedi. Ardından da turkyuzme.com’u hazırladığımızı ve yayına hazır olduğumuzu söylediğim zaman “siz kimsiniz ki bunu yapabileceksiniz” denildi ve “aşağılanmaya” kalkışıldı. Siz kimsiniz ki, dedim ve size faydalarımı ve bilgilerimi yanıma alarak oradan ayrıldım. Sadece bu dönemde çalışmadım.)
Ama, hiçbir zaman da eleştiri almadım.
Çünkü, tüm milli takım seçimlerini bilgisayar ile yapıp, hocamıza teslim ettim. Başkanımız olan hocamız gereken açıklamaları yapıp takımları açıkladı. 10 yıl çalıştıktan sonra Küçüksöz döneminin başında Kurul Başkanlığına getirildim. Takım arkadaşlarımla, ayda 600’er milyon lira telefon parası verme pahasına iyi takımlar yaptığımıza inanıyorum.
Son olarak uğradığım haksızlık üzerine bu görevden ayrılıp, antrenörlük görevimi sürdürmeye karar verdim. Ve de sürdürüyorum da, mutluyum da.
Biz bu 10 yıl boyunca birkaç “kriter” uyguladık.
Son günlerde tartışılan kriter konusuna bir açıklık getirmek istiyorum.
Bu kriterlerden birincisi, “yarışta elde edilen derece”ydi. Yani birinci, ikinci ve üçüncü olma durumu dikkate alınarak milli takım belirlenirdi.
İkincisi, örneğin Lüksemburg yarışlarının ilk 16 ncısının derecesi baraj olarak açıklanır ve bu barajı aşanlar takıma alınırdı. Yani her yarış için, o yarışın geçen yılki sonuçlarına bakılır ve ilk 16 ya da 20’ncinin derecesi baraj olarak sayılırdı.
Üçüncüsü, Amerika, Avrupa ve birçok kıta ülkelerinde uygulanan yöntemdi. Yani bir fin puan belirlenecek ve sporcuların bu dereceyi geçmesi istenecekti. Ve de bu sistem 4-5 yıl uygulandı. Milli takım kriterleri, yani hangi takım için kaç puan istendiği açıklandı ve uygulandı.
Bunun dışında çok eski bir kriter daha vardı ki, ben bu uygulamaya bir kez şahit oldum ve elim ayağım titrediği için hazırladığım kağıtları yere fırlatmak üzereyken durumu fark edenler tarafından sakinleştirilmiş ve haklılığım savunulmuştu. Yer Ege Üniversitesi Havuzunun giriş katındaki Tesis sorumlusu odasıydı.
Bir ağabeyimiz şöyle dedi. “ Söyle bakalım …… hoca, İzmir’den 6 sporcunu isimleri şunlar. İstanbul’dan kimler var. Geçen sefer siz 6 kişi götürmüştünüz. Bu sefer sizden 4, bizden 6 olsun.”
İşte o gün, sporcumun neden takıma alınmadığını çok iyi anlamış ve kahretmiştim . Şimdi neler oluyor bilemiyorum ama, her gün aldığımı telefonlardan şu sözleri duyuyorum.
“-Abi, bu ne iş yaaaa” ya da “ -Hocam bunlar ne yapıyor” “-Seçilen takımları nasıl buldun” “-Takımları sen de çıkarmışsındır. Sen kimleri belirledin.” “-İnanamıyorum. Bu arkadaşlar ne yapıyor.”
Daha buna benzer yüzlerce telefon aldım Ama hepsine tek cevap verdim.
“Arkadaşlar durun bakalım, bu arkadaşların bir bildiği vardır. Susalım ve izleyelim. Hele bir Sabredelim.”
Arkadaşlarımızın kötü niyetli olduğunu sanmıyorum. Öyle balparmak durumu olduğuna da inanmıyorum. Çünkü ipler çok gerilirse, konu yargıya götürülür ve orada çözülür.
Son 1 yıldır Türk yüzmesinin ne hale geldiğini görmediniz mi?
Biz yine sustuk.
Geçen yıl yapılan takımlarda 1 tane serbestçi yoktu.
Bunu yapan arkadaşımızın savunması şuydu. “Mesafeciler gitsin. Orta ve kısa mesafeciler ne iş yapacaklar ki, onlar başarı getiremez.” denildi.
Ama götürülen kurbağalamacı, sırtçı ve kelebekçiler ile mesafeciler de bir iş yapamadı.
Burada da kasıt aramadık ama, pek çok kulüpteki serbestçiler 1 yıl boyunca azimle çalışma fırsatı bulup, küserek çalıştılar. Hatta geçmiş dönemlerde birileri istedi diye, bir takıma 4 sırtçı kızımızı yazan yine aynı bazı arkadaşlarımızdı.
Suç kapatmak için bir takım yapıldı ve Rusya’ya gönderildi.
Bir ay sonra bu takımın Moskova Kızıl meydanda çekilen bir fotoğrafı geçti elimize.
Bakın kimler vardı bu resimde. Aytekin Mindan. (400-1500 serbestçi), Derya Büyükuncu (sırtçı), Emre Çelik(sırtçı) ve Derya Erke(sırtçı). Biz de turkyuzme.com’da şöyle bir haber yaptık. Bu fotoğrafa bakarsanız Türkiye’nin “stil ekolü sırtüstü oldu” diye yazdık.
Yüzücülerimizin bir günahı yoktu.
Seçildiler ve yüzdüler.
Birileri de minare ve kılıf için bu yüzücülerimizi kullanmış oldu.
Dahası var. Bu arkadaşımız daha sonra da görev yaptı.
Hatta şu an, birisinin soruşturma geçirdiği ve uluslararası müsabakaya götürüldüğü halde organizasyon tarafından yüzdürülmeyen sporcuyu listelere yazan bir-iki kişiden birisi olduğu iddia ediliyor.
Soruşturma sürüyor.
Buraya kadar……
……………………………………………………………..
Bugün biraz kızgınım.
Çünkü, geçmişte yaşadığım haksızlıkları hatırladım.
Ama buna rağmen, herkesin sakin olması gerektiğine de inanıyorum.
Çünkü bizler geçmişte sustuk, susturulduk ve haksızlıklara uğradık. O günler geçti. Şu çok sesliğe bakın ve yeni yönetimi izleyin.
“Bunların savunmasını yapacak ve haklı gerekçeleri ortaya koyacak güçte bir başkanımız var.” diyorum.
Cumartesi –Pazar günü bilim kurulunun Ankara Büyük Kolejde toplantısı var. Oradayım.
İnşallah iyi şeylerle döneriz diyerek, sizlere sağlık, sporcularımıza başarı diliyorum.
|
|
|
|
|
|
|
|