|
|
Mart 2007 Haberler |
|
|
|
Editörün Kaleminden-17 “Suya Yazı Yazmak Cesaret İşidir.”
20/03/2007 Önemli olan, dipteki yansımadır. Net ve kalıcı gölgedir. Yani yazacak bir şeylerin varsa yaz, yok ise parmağını ıslatma. Ve de en önemlisi, yazanlara saygı duy.
Bugün seçim günü. Tansiyonlar gergin. Havada şimşek çakacak kadar elektrik var. Ortam loş. Konuşmalar fısfıs. Kravatlar, pembe, mavi ve turuncu.
………………………………………..
Sürmeli Otelin kapısını refakatçi “kafa kolcular” sarmış. Kapıdan içeriye adım atanlar hemen avlıyorlar. Amaç kararlı olarak içeriye giren oyu belli delegenin kafasını karıştırmak.
Ya da “acaba mı?” diyeni girişte avlamak. İşte tüm bu olup bitenlerden habersiz olarak biz de adımımızı attık ve “dakika bir gol bir” oldu. Eskiden yaptıkları tadı damağında kalan bir ağabeyimiz karşıladı bizi. Daha merhaba demeden,”falanca aday 10 oy alsın ne olayım.” dedi.
İçimizden hoppala deyip “pes yani” dedik.
Utanmasak ve aldığımız aile terbiyesi bizi frenlemeseydi, “ yuh be abi” diyecektik. Utanma lüksünü kendisine bıraktık. Ama yine de duramadık. “73 oy alır.”dedik. 23 alır dedi. Abi bu pazarlığın sonunda sen 93 lere kadar geleceksin galiba diyerek yanından ayrıldık.
10 adım yürüdük ki, bir başka kafa kolcu durdurdu bizi. Alnımızda “keklik” yazıyor gibi bir hisse kapıldık.
“Var ya falanca aday için şöyle şöyle böyle böyle dediler. Hep bizi arayıp, o ne söylerse söylüyorlar” dediler.
Biz de “peki niye hep söze söylüyorlar da bize söylemiyorlar.” Deyipe ekledik, “ o adamlar bizi de tanıyor. Niye hep size ?”
Cevap ilginç oldu“ bilmiyoruz valla.”
“Bak kardeşim, oyu bıçak sırtında olanlara, 10 dakikada bir fikir değiştirenlere böyle yaparlar. Mertlik denen bir şey vardır. Rengin beyaz ise beyazım dersin, kimse gelip kafanı karıştırmaz. İnandığının yanına git. Yoksa bu kedilerin önünde böyle fare olursun.”diyerek ayrıldık.
Sandıkta kaybedeceğini anlayanlar, masada ayak oyunu peşindeler. Yani, bal çanağına girmiş muhabbet kuşu gibi debelenip duruyorlar.
Çamur at izi kalsın. Sonra “ya o seçim günü söylenen laflardı sen bizi bilmiyor musun?” edebiyatı yapmanın hiçbir mantığı yok.
Kimseyi uyku tutmadığı için gece geç saatlere kadar oturan delegeleri, sonunda otel görevlileri kibarca kovaladı. Önce ışıklar karartıldı. Sonra yer değiştiren koltuklar hızlı hızlı masalara yaklaştırıldı. Ardından bazı delegeler çorba içmeye ve kokoreç yemeye gitti. Yani kulisler Ankara çorbacılarına kadar uzandı.
Durduk yerde 50 YTL çay parası ödeyip, “ yahu ben aday değilim çayları bana ödetiyorlar.” diye hayıflananlar bile oldu.
Lobideki manzara ise daha başkaydı. Sema Küçüksöz girişteki lobide tek başına oturuyordu. Onat Yıldırım, Aydın Karakuzu ve Mustafa Tuncer ise içerideki lobide hep ayaktaydılar.
Bazı adayların adamları ise yanımızda duranları “ bir beş dakika” deyip alıp köşelere çekiyorlardı.
Göz ucuyla izlediğimiz delegeleri sıktıkları yüzlerinden belli oluyordu. Çünkü gözler gözlere dikilmiş, eller yumruk yapılmış sert bir ifade ile “ bir başka adayın kalaylandığı” açıkça belli oluyordu.
Gece böyle geçti. Yataklarımıza yattığımızda saatler 02’ydi. Çorbacıya, kokoreçciye gitmedik. Oda arkadaşımız muhalefet kanadındandı. Ama 25 yıllık dostumdu ve bu seçimde ayrı köşelerde olmamız, Çarşamba günü küs olacağımız anlamına gelmiyordu. Seviyeliydik. Öyle de kalacağız.
Sizlere Seçim Raporu Bölümünden saat saat haber vereceğiz.
Şimdilik hoşçakalın.
|
|
|
|
|
|
|