Şubat  2007  Haberler


Editörün Kaleminden-13
“Bu Kadın Gider..!”

      Başlıktaki bu sözler bizzat başkanın kendisine ait.
 

      Teknik toplantı sırasında konuşan Federasyon Başkanı Sema Küçüksöz, göreve geldiği zaman, birilerinin “bu kadın 1 haftada gider.”, daha sonra “bu kadın 1,5 ayda gider”, dediklerini ama “1,5 yılı geçtiğini” hatırlatarak, “gitmedim daha…” dedi.
 

      Bazı kişilere hafif meydan okuyan bu konuşmanın ardından devam eden Küçüksöz, herkesi göreve davet ettiğini ama bazı kişilerin “giderseniz kafanız kopar” dediği için Teknik göreve kimsenin talip olmadığını ifade etti. Bu nedenle “bazı kişileri Allah'a havale ettiğini” söyleyen Küçüksöz, destek almak amacıyla benim de yüzüme bakarak, “öyle değil miydi Haluk hocam” diyerek birazdan sizinle paylaşma zamanı gelen, bazı gerçekleri bana hatırlatıverdi.
 

      Daha sonra söz isteyen Ankara’dan bir yüzme idarecisi, Anadolu kulüplerinin büyük kulüplerin arenasında figüran rolü oynadığını belirterek, bu yarışa 3 ildeki ön elemelerde baraj geçtiği için yolluk ve harcırahı ödenen sporcuların katıldığına dikkat çekti. İdareci, şimdi de seçilmiş 271 sporcunun ilk üçe girmesinin istendiğini vurgulayarak, “aksi halde para alamayacaklar ve bu sporcuların kulüpleri zarar görecek” dedi.
 

      İdareci, güzel giden bu eleştirisinin dozunu biraz kaçırıp eskiden mafya vardı deyince ortalık bir anda karıştı ve Orhan Mengi ayağa fırlayıp, “eskiler sözü ile bizi kastediyorsun. Kime ne kötülük etmişsek çıkıp söylesin. İşte Yılmaz da orada ben de buradayım” dedi. Orhan hoca, kıpkırmızı olarak tepki gösterince araya girenler hocayı sakinleştirdi ve bu eleştiri burada noktalandı. Bu arada Yılmaz hoca da toplantıyı terk edip salondan çıkıp gitti.
 

      Buraya bir noktalı virgül koyup değerlendirecek olursak,
      Başkanın sözleri gerçekten kafa karıştıran cinstendi. Çünkü hala birlik ve beraberlik çağrısı yapan Küçüksöz’ün biz herkesi göreve çağırdık ama gelmediler. Onları Allaha havale ediyorum demesi, pek birliğe davet değil, aksine yerinizde oturun gibi anlamalara yol açtı.
 

      Daha da ötesi, 2 başkan adayı Mustafa Tuncer ve Aydın Karakuzu’nun bulunduğu bu ortamda, sanki ortalık geriliyordu. Hatta ortalık öyle gerildi ki, 60-70 kişinin bulunduğu geniş salonda nefesler adeta tutulmuş, kafalar bir o yana bir bu yana dönüyor, kim ne söylerse pür dikkat dinleniyordu.
 

      Başkan bu sözler üzerine “iyi ki bu konuyu açtınız” diyerek devam etti. “Bazı federasyonlar, icralarla boğuşuyor. Biz de mi icralık olalım. Paramız yok. Devletin imkanlarını koordineli olarak kullanıyoruz” dedi. Bunu üzerine idareci, eski genel sekreterin her yerde 270 milyar lirayı geri gönderdiğini övünerek söylediğine dikkat çekti. Küçüksöz ise, “biz o paraları yurt dışı müsabakalarda kullandık” diyerek konuyu kapattı.
 

      Tekrar icra konusuna dönen Küçüksöz, “biz böyle durumlara düşmek istemediğimiz için böyle bir ödeme yapıyoruz.” diyerek icraatını savundu.
 

      Buraya da bir noktalı virgül koyalım ve,
      Başkan Anadolu kulüplerini desteklediğini ve Anadolu kulüplerinin yanında olmaya çalıştığını vurguladı. Akıllara gelen sorular o kadar çok o kadar çoktu ki, toplantı sonunda gündemi tartışan herkes daha sonra şu yorumları yaptı.
 

      “Sayın başkan o halde, ödenemeyen bu paralar için devletin sponsorluğunu değil, sizin bulacağınız sponsorlara ihtiyacımız yok mu? Hani speedo sponsor oldu. Başka sponsor bulunamaz mıydı? Özerklik için seçim olacak diye havlu mu atılmıştı acaba. Peki speedo ile anlaşılırken, özerlik süreci düşünülmemiş miydi? Demek ki, speedo dışındaki kişi veya kurumlarla da anlaşma yapılıp, bireysel yarışmaya renk getirilemez miydi. Örneğin, yolluk harcırah dışında dereceye giren sporculara para ödülü ve rekor kıranlara büyük ödül verilemez miydi. Bu yüzücüleri teşvik eden bir şey olamaz mıydı?”
 

      Toplantının devamında 2-3 tartışma daha yaşandı. Ancak bunlar, başkanın sözleri kadar vurucu ve anlamlı olmadığı için yazmak istemiyoruz.
 

      Bu arada, bazı kulüplerin bu yarışlar için velilerden para toplayarak sporcu getirdiklerini ve yıllardır alınan yolluk ve harcırahı kasa(!)larına indirdiklerini öğrenince ağzımız açık kaldı ve onları ayıpladık.
 

      Eğer bunun için mücadele ediliyorsa yazıklar olsun, sporculara harcanması için mücadele ediliyorsa helal olsun diyoruz.

      Gelelim yukarıda bahsettiğimiz ve zamanı geldiği için yazma ihtiyacı duyduğum konuya.
      Öncelikle, bu konuyu ileride değil de şimdi yazdığım için Başkan’dan özür diliyorum.
      Başkanın ilk günleriydi. İlk ciddi yüzme yarışmalarını Marmaris’te izlemiş ve Durak Gültaş ile tanışmıştı.
      Birkaç ay sonra Orta Dereceli Okullar Türkiye Şampiyonası için Eskişehir’e gelmişti. Odamdaki misafir koltuğuna oturan başkan, masanın üzerindeki boş bir dosya kağıdını alarak bana uzattı. Ve yanımda dikilen Durak hoca ile bana, “Teknik Kurulu yazın” dedi. “Ben eski Teknik Kuruldaydım ama” dedim. “Yaz” dedi. “Kendini de yaz” diyerek kağıdı önüme doğru ittirdi. Ben de Durak Gültaş, Levent Camuşcuoğlu, Hakan Eskioğlu, Vedat Aydın, Serhat Açar, Hacı Mazlum, Ahmet Karabulut, Nesrin Olgun Arslan ve en son kendimi Haluk Okur diye yazdım. “Tamam” dedi. “Bu Kurulun Başkanını siz seçin” dedim. “Seni seçtim” diyerek, kağıdı katlayıp ajandasının arasına koydu.
 

      Kısa bir süre sonra ajandasını odada unuttu ve 1 saat sonra yarışmaları izleyip çay içmeye döndüğünde, ajandasının yanına almadığını hatırlayarak odamdaki yazıcının yanına bıraktığı ajandasını alarak çantasına koydu.
 

      Yani komiteyi ben ve Durak arkadaşımız yapmıştı. Aynı zamanda bir iki komiteyi daha yazarak kendisine verdik.
 

      Başkan daha sonra yaptığı açıklamada, bizim yazdığımız komiteleri açıkladı ve göreve başladık.
      Aradan 4-5 ay geçtikten sonra bir gün bir haber aldım. Çok sayıdaki projelerim ve icraatım ile birilerinin canını sıkmış olduğum için başkana gidip gelmeler olduğunu duydum. Başkanı otelinde ziyaret edip, arkamda durmasını ve desteklemesini, aksi halde görev yapamayacağımı söyledim. “Ben kimsenin sözüne bakmam ve de inanmam. Sen çalışmana devam et” dedi.
      Eşim ve çocuğumla birlikte 1 haftalık tatile çıkmıştım. Sahilde yatarken içim hafifçe sıkıldı ve ardından da telefonum çaldı. Telefondaki ses, “abi başkan Ankara’dan Gürbüz Balamir’e komite başkanlığı ve Alpan Cinemre’ye üyelik teklif etmiş onlar da Genel Sekreter Ozan Çetiner’le birlikte yarın İstanbul’a gideceklermiş.” dedi. “Hayırlısı olsun” dedim ve yarının geçmesini bekledim. Gürbüz ve Alpan ile çok iyi arkadaş olduğumuz için ertesi gün telefon ile aradım. Neler olduğunu sordum. Alpan arkadaşımız bana, “sizlerin görevde olduğunu ve bu arkadaşlarımız görevde iken böyle bir görevi kabul etmemizin mümkün olmadığını söyledik.” dedi.
 

      Bunun üzerine başkanı aradım ve ben görevdeyken benim yerime birilerini aramış olmanın onurumu zedelediğini ve bu saatten sonra sizlerle çalışmam mümkün olmadığını söyleyerek görevi bıraktığımı ekledim. Bana yine birlikte çalışmamızı söyleyen başkana o kırgınlıkla, bütün projelerimi geri çektiğimi ve iyi çalışmalar dilediğimi belirttim.
      ………………………
      Gelelim bugüne.
      Başkan bana “öyle değil mi Haluk Hocam..” deyince tüm bunları hatırladım ve kimseye görev teklif etmediğimi ya da etmediğimizi hatırladım.
      Toplantı bitiminde, Başkanımızın yanına gittim ve kulağına eğilerek şöyle dedim. “Başkanım, beni siz istemediniz. Daha sonra da ben sizi istemedim. Bir bir berabere kaldık.” Bunun üzerine “bunu sonra konuşuruz” dedi.
      Başkanım tekrar özür diliyor ve piyasaya yeni çıkardığınız “Ermeniler” üzerine yazdığınız kitabınızı kutluyor ve sağlıklar diliyorum.
      Esen kalınız, ben daha 2 gün buradayım.
      Gün ola harman döne.

 

Geri Dön - Anasayfa

Turkyuzme.com sayfaları en iyi 1024x768 ekran çözünürlüğü (ya da üstü) ve high-color renk ayarı ile izlenebilir.
Internet Explorer 5+ ve/veya Netscape 4.6+ kullanmanızı tavsiye ederiz.

Turkyuzme.com - 2002-2007. All Rights Reserved.

TÜM HAKLARI SAKLIDIR. İZİNSİZ KESİNLİKLE KULLANILAMAZ.  Bilgi: turswim@hotmail.com