|
TÜRKİYE’DE HALEN RESMİ
OLARAK
2.240 YÜZME ANTRENÖRÜ
VAR.
1960 yılından bu yana Federasyonların gözetiminde açılan
antrenör kurslarından mezun olanların sayısı 3 bini aştı.
Ancak son 8-9 yıldır yapılan yeni bir düzenleme ile bu antrenörlerden,
istenilen belgelerini tamamlayıp Eğitim Daire Başkanlığına başvuranlara yeni
belge gönderildi. İşte bunların sayısı 2.240.
Ayrıca, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokullarından mezun olup, öğrencilikleri
sırasında gördükleri “yüzme” dersine ilişkin bir belgeyi, okullarından aldıktan
sonra aynı daireye başvuran ve antrenörlük belgesi alanlar da bu sayının içinde
yer alıyor.
1’den 5’e kadar olması gereken kademelendirme, yüzme sporunda maalesef 3.
Kademede ve de yerinde sayıyor.
Bugüne kadar 3 ncü kademe kursu ise hiç açılmadı. Kademesi belgelerle
yükseltilen ve monitörlüğün kalkması ile herkesin 1 kademe yükselmesi sonunda
3’ncü kademeye yükselenlerin sayısı yüzleri buldu.
Bu yıl mezun olan Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Antrenörlük Bölümü
mezunlarının da 3. kademeden diploma almaları sonunda(!), yeni bir düzenlemeye
gidilmesi adeta zorunlu hale geldi.
1976 yılından sonra temelleri atılmaya başlanılan “ısıtmalı ve kapalı” yüzme
havuzlarının 1980 yılından itibaren hizmete açılması ile yüzme sporunda yeni bir
çağ başlatıldı.
Ancak havuzların açılması ile birlikte çalıştırıcı sorunu ortaya çıktı. Yeni
havuzu olan illerin talebi üzerine, antrenör kursları düzenlendi ve illerin
çalıştırıcı ihtiyaçları karşılandı.
Bu arada 1980 öncesi Spor Akademilerinden “yüzme uzmanlık branşı” ile mezun
olanlar ve 80’den sonraki Eğitim Enstitülerinin Beden Eğitimi Bölümü “yüzme
branşı”ndan mezun olanların görev alması ile yüzme sporunda kıpırdanmalar
başladı.
Bu yıllarda, o dönemin Beden Terbiyesi il Müdürlüklerine kadrolu yüzme
antrenörler alınmaya başlandı.
1986 yılında Orhan Mengi’nin İtalya’n modelini Türkiye’ye uyarlaması ile
birlikte 26 günlük kurslar dönemi başladı. İlk olarak Eskişehir’de açılan bu
kursa 28 kursiyer katıldı ve mezun oldu.
Bu kursun süresi daha sonra kısaltıldı ve 14 güne indirildi. Şimdilerde ise 12
gün ile sınırlandırıldı. Beden Eğitimi mezunları bu kursların ilk haftasındaki
derslere girdikten ve 2 dersin sınavını verdikten sonra antrenör olurken, diğer
adaylar, 1 hafta daha kalıp 14 ders alarak ve sınavına girerek kursu
tamamlıyorlar.
Kursun ilk haftası şöyle geçiyor.
Pazartesi günü kurs başlıyor. Öğlene kadar kimin yüzme bilip bilmediğini
saptamak ve 100 m. Karışık yüzdürülerek, teknikleri ne ölçüde bildiği sınanıyor.
Öğleden sonra başlayan derslerin ilk günü, yüzmede teknik ve taktik dersi ile
start alıyor. 2,5 gün içinde bir çocuğa nasıl yüzme öğretileceği ve bunun
yöntemleri anlatılıyor. Sabah yapılan dersler, öğleden sonraki havuz
uygulamaları ile pekiştiriliyor. Ardından teknikler birer birer incelenip film
gösterimleri ile anlatılıyor ve yüzdürülüyor. Çarşamba günü öğle saatine kadar
öğretilenler, önce yazılı sınav ile sonra da uygulama sınavı ile sınanıyor.
Perşembe günü özel antrenman bilgisi dersi veriliyor.
Yüzmeyi öğrenen çocuğa, yaşına uygun olarak uygulanacak antrenman yöntemleri
ele alınıp inceleniyor. Branşlaşma ve branş seçimi ile tekniklerin daha hızlı
yüzülmesine dönük son gelişmeler ele alınıyor. Kara ve su çalışmaları tek tek
incelenip, yıllık 1 ve 2 dönemlik zirve antrenmanları nasıl verilir ve antrenman
programı nasıl yazılır, bunlar öğretiliyor. Cuma günü öğleden sonra sınav
yapılıyor. Cumartesi günü oyun kuralları dersi başlıyor. Yani kısacası hakemlik
bilgisi veriliyor. A dan Z ye tüm tekniklerdeki diskalifiyeler ele alınıp olması
ve olmaması gerekenler anlatılıyor. Öğleden sonra sınav yapılıyor ve yüzmeye
dönük dersler sona eriyor. Pazar gününden öbür Pazar gününe kadar Sporda Öğrenim
Yöntemleri, Yetenek Seçimi ve İlkeleri, Sporda Ölçme ve Değerlendirme, Genel
Antrenman Bilgisi, Spor Anatomisi, Spor Fizyolojisi, Sporcu Sağlığı, Spor ve
Beslenme, Psikomotor Gelişimi, Sporda Yönetim ve Organizasyon, Spor Psikolojisi
ve Beceri Öğrenimi gibi dersler alınıyor. Tüm derslerden geçen kursiyer, mezun
olarak antrenörlük belgesi alıyor.
Hızlandırılmış ve bilgi bombardımanına dayalı olarak geçen bu kurs sürecince en
önemli şey, not tutmak ve hocaların verdikleri notları fotokopiye çekip, kaynak
toplamak. Yani ilerideki günlerde tortuya dönüşen bilgileri hatırlamak için
bilgi bankası oluşturmak.
Bu kursları 1980 li yıllarda Yılmaz Özüak, Orhan Mengi ve rahmetli Hikmet Özün
hocalar ile Federasyon personeli ve yüzme antrenörü Mustafa Tuncer veriyordu.
Şimdi Profesör olarak Hacettepe Üniversitesi’nde görev yapan Reha Alpar, 1986
yılından itibaren beni de devreye soktu ve ikinci kuşak antrenör hocaları dönemi
başladı. Bu kuşağa daha sonra Serhat Çetinkaya (halen Trakya Üniversitesi BESYO
öğretim elemanı), Bahtiyar Özçaldıran (halen Ege Üniversitesi BESYO Müdür
yardımcısı ve Doçent Dr.), Mustafa Apak ( 9 Eylül Üniversitesi Beden Eğitimi
Bölümü Yardımcı Doç. Dr.), Mustafa Iğdır, Çiçek Karakıvrak’ı dahil etti. Bu
yıllardan sonra Adnan Turgut (Akdeniz Üniversitesi BESYO Yrd.Doç.Dr.), Akif
Sözeri, Ali Özüak ( Marmara Üniversitesi BESYO öğretim elemanı), Alpan Cinemre
(Hacettepe Üniversitesi Spor. Bil. Ve Tek. Y.O. Dr.), Hüseyin Turgut (Hacettepe
Üniversitesi Spor. Bil. Ve Tek. Y.O. Dr.), Gürbüz Balemir(Büyük Kolej
Antrenörü), Bahattin Katipoğlu (ODTÜ Havuz Müdürü ve antrenör), Levent
Camuşcuoğlu (Terakki Vakfı Lisesi antrenörü), Ahmet Bozdoğan (Marmara
Üniversitesi BESYO Yrd.Doç.Dr.), Cengiz Altaylı (Hatay Altay kulübü Yüzme
Antrenörü) yüzmede teknik taktik ve özel antrenman bilgisi derslerine girmeye
başladılar.
Reha hocanın burada en çok dikkat ettiği konu, konulara hakim olan hocalara
ders verdirmek ve belirli bir dönem aynı hocalarla yüzmede tek tip eğitimi
yakalamak. Yani doğudaki bir antrenör ile batıdaki bir antrenörün aynı dili
konuşmaları ve aynı şeylerin anlatılarak iyi antrenörler yetiştirilmesiydi. Bu
nedenle, özellikle 1 kademe yada temel kursu uzun yıllar hep aynı hocalar verdi.
2000’li yıllardan itibaren 3 ncü kuşak hocalar dönemi başladı. Bu dönemde
İ.Yavuz Dal (Anadolu Üniversitesi BESYO Okutman), Ahmet Karabulut ( Adıyaman
antrenör), Seçkin Soydan (Kocaeli Yıldızlar Kulübü antrenörü), Akın Ongun (Ege
Ünviersitesi BESYO öğretim elemanı) derslere girmeye başladılar.
Federasyon kursları bu şekilde verilirken, Beden Eğitimi ve Spor
Yüksekokullarında verilen dersler nasıldı?
Başımdan geçen ilginç bir olay beni hem üzdü hem yaraladı. Çünkü, bizler kendi
üniversitelerimizde bilimsel çalışmalar yapıp, Amerika’daki literatürü tercüme
ederek inceler ve uygularken, meslekdaşlarımız aynı çalışmaları yapıyor muydu?
ODTÜ havuzunda yapılan Üniversitelerarası Yüzme Müsabakalarının 1 nci gününü
bitirmiş otelimize dönüyorduk. Üzerinde eşofman olan ve yaşı öğrenciden büyük
olan birisi otobüsümüze el kaldırarak, yağmurlu havada kendisini almamızı
istedi. Şoföre dur diyerek bu kişiyi aldık. Küçük bir sohbetten sonra kendisinin
ismini açıklamak istemediğim bir üniversitede yüzme derslerine giren cimnastik
dalı hocası olduğunu öğrendim. Aracımız Ulus’a gelirken, bana dönüp ellerini
serbest yüzme şeklinde havada döndürerek, “ sizde bele bele yüzmenin kitabı
var mı?” diye sordu. İşte yıkıldığım an bu andı.
Bazı üniversitelerde seçmeli olarak yapılan yüzme derslerinin sıraların
üzerinde yapıldığını ve öğrencilerin suya girmeden ve gerek kendisi, gerekse bir
çocuk ile uygulama ve deneme yapmadan mezun olduğunu duymuştum.
Ama bu kadarına ise ancak pes denirdi ve ben bunu bizzat yaşadım.
2 yıl öncesine kadar adı monitör olan, sonradan yapılan düzenleme ile adı
1.kademe olan kurslarda çocuğa nasıl bone takılacağı, ayak tahtasına, ayak
tahtası, pulboya pulboy denileceğini öğretmek gerekirken, yüksek düzeyde
antrenman bilgisi aktarıldığına şahit olduğum zaman da aynı kaygıları yaşadım.
Başka neler yaşadım.
Çocuklara küfür ederek yüzdürmeye çalışanları gördüm.
Tüccar antrenörler gördüm.
Yüzmeyi yeni öğrenen çocukları bırakıp sigara içmeye giden antrenörleri gördüm.
Son yıllarda elindeki cep telefonu ile mesaj yazarken, önünde suya dalıp çıkan
çocukları görmeyen antrenörleri gördüm.
Elinde koca bir sopa ile çocuklara bağırıp çağıran ve antrenör olmadığı halde
ucuza iş yapanları gördüm.
Sualtı Federasyonundan aldığı cankurtaran belgesi ile çocuk çalıştırmaya
çalışanları gördüm.
Sandalyeye oturup antrenman verenleri gördüm.
Yumurta topuklu ayakkabısı ve ayağında pantolon ile çocuk yüzdürenleri gördüm.
1 saatte çocuk ya da adam yüzdürdüğünü iddia edenleri ve 3 ders için 1 milyar
lira isteyenleri gördüm.
Haşema ile yüzme öğretenleri, çocuğu suya atarak yüzme öğretenleri gördüm.
Kendisini seyredenlere hava olsun diye bağırıp çağıran ve çocuklara korkudan
başka hiçbir şey vermeyen antrenörleri de gördüm.
Çok bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyenleri gördüm.
Yüzmenin kendi tekellerinde olduğunu sananları gördüm.
Yüzme bizim işimiz deyip gezinen ve gözgöze gelemediklerimizi gördüm.
Kendi çocuğunun peşine takılıp milli takıma girmek benim hakkım diyenleri, bir
yılda yüzme adına tek satır okumayıp kendini çok şey sananları gördüm.
O kadar çok şey gördüm ki, görmeyi bildiğimi gördüm.
Ancak bir şeyi göremedim.
Sıcak dostlukları ve birlikteliği….
|